ANECDOTES - ANEKDOTLAR

 

RAMAZAN FIKRASI
NEYZEN TEVFİK
ABU ATIF'TAN MEKTUP
YILIN (2006) FIKRASI
EFLATUN'A SORMUŞLAR
DÜŞÜNDÜRECEK BİR OLAY..
SÜPER DEVLET TÜRKİYE
İNTERNETI TÜRKLER BULSAYDI
BİR MİSYONERİN GÜNLÜĞÜ
Bir Kaz Göndersem Yolar mısın?
TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir kontrol etmeye başlar ve görür ki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar, biraz sonra kurt gelir, budu görür ve yatan tilkiyi de tabi... Tilkiye sorar;
-Ne yapiyorsun dostum?
Tilki cevap verir;
-Hiç... yatıyorum
-Burada bir but var.
-Evet var.
-Neden yemedin?

Tilki sakince cevap verir;
-BU GÜN ORUCUM
Kurt kendinden emin;
-Ben yiyeyim o zaman
Tilki; "Buyur afiyet olsun" der.
Kurt but`a uzanır uzanmaz bir patlama ortalık toz duman kurt yaralı hareketsiz 10 metre uzakta perişan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar.
Bunu gören kurt;
-LAN ŞEREFSİZ HANİ ORUÇTUN?
Tilki pişkin pişkin;
-Biraz önce top patladı duymadın mı?


nEYZEN

 

ABU ATIF TAN MEKTUP

Abulatif

BİR AMERİKALI, BİR İNGİLİZ, BİR IRAKLI...


Bir Amerikalı, bir İngiliz ve bir Iraklı kahvede oturmuş çay içiyorlarmış.
Amerikalı çayını bitirince bardağı havaya fırlatmış, silahını çıkarıp bardağa ateş edip parçalamış:
-"Bizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz Amerika'da aynı bardakla iki kere çay içmeyiz"
İngiliz de bunun üzerine çayını bitirip bardağı havaya fırlatmış ve ateş ederek bardağı parçalamış:
-"Bizim İngiliz kumsallarında bardak yapacak cam için o kadar çok kumsal vardır ki, aynı bardakla iki kere çay içmeyiz"
Bunun üzerine Iraklı da çayını bitirmiş, bardağı havaya fırlatmış, silahını çekip Amerikalı ve İngilizi vurup öldürmüş ve:
-"Bağdat'ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok var ki, biz aynı adamlarla oturup iki kere çay içmeyiz..."

EFLATUN

Eflatun'a iki soru sormuşlar.
Birincisi ; "İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışları nedir ? "
Eflatun tek tek sıralamış :
Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler...
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler.
Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler...
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar.
Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar...
Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar.
Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...
Sıra gelmiş ikinci soruya ; "Peki sen ne öneriyorsun?"
Bilge yine sıralamış ;
Kimseye kendinizi "sevdirmeye" kalkmayın!
Yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi "sevilmeye" bırakmaktır...
Önemli olan; hayatta "en çok şeye sahip olmak" değil, "en az şeye ihtiyaç duymaktır"..

BAŞA DÖN


DÜŞÜNDÜRECEK BİR OLAY..

Jack yavaşlamadan önce takometreye baktı.

Hız limitinin 50 olduğu yerde 73 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi?

Jack arabasını sağa çekti. "İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer" diye düşünüyordu.

Polis elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi.

Bob? Bu polis kiliseden Bob değil mi?

Jack iyice arabasının koltuğuna sindi. Bu durum bir cezadan daha kötüydü. Kiliseden tanıdığı bir polis, arkadaş olduğuna akmaksızın birini durduruyordu. Hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için.

"Merhaba Bob. Birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç"
"Merhaba Jack"
Bob gülümsemiyordu.
"Beni, karımı ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın"

"Evet öyle" Bob umursamaz görünüyordu.

"Son günlerde eve hep çok geç geldim. Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi. Ayrıca Diana bana bu aksam patates ve biftek iyeceğimizi söyledi. Ne demek istediğimi anlıyor musun?"

"Evet ne demek istediğini anlıyorum. Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum." diye cevapladı Bob.

"Eyvah! Bu taktik fazla ise yaramayacak gibi. Taktik değiştirmek gerekli" diye düşündü Jack "Beni kaç ile giderken yakaladın?"

"Yetmiş. Lütfen arabana girer misin?"dedi Bob.

"Ah Bob, bekle bir dakika lütfen. Seni gördüğüm anda takometreye baktım. Sadece 65 ile gidiyordum."

"Lütfen Jack, arabana gir" diye üsteledi Bob.Jack cani sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı. Bob not defterine bir şeyler yazıyordu.

"Bob niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatını istemiyor ki" diye düşündü Jack. Ne olursa olsun, bundan sonra kilisede bu adamın anına oturmaktansa, birkaç pazar Jack kiliseye gitmeyecekti. Bob kapıyı tıklatıyordu.

Jack arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Bob Jack'a bir kağıt verdi ve gitti. Ceza değil bu" diye kendi kendine söylendi Jack.

Bir anda sevinmişti. Bu bir yazıydı ve kağıtta şunlar yazıyordu:

"Sevgili Jack, benim bir kızım vardı. Altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 ay hapishane cezasıydı bu. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi. Ama ben... Ben kızımı tekrar koklayabilip, öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor. Bin defa adamı
affetmeye çalıştım. Bin kere de başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat et Jack, tek bir oğlum kaldı."

Jack 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve karısına sıkıca sarıldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster.

Hiçbir zaman unutma, istediğin kadar araba satın alabilirsin, ama insan hayatini...


BAŞA DÖN

SÜPER DEVLET TÜRKİYE

Olmaz ya oldu diyelim;
düsünün bir sabah memleket halinde kalkiyoruz ve bir de bakiyoruz ki tüm dünya sular altinda kalmis.
Su üstünde kalan tek kara parçasi var. O da Türkiye.
Koca gezegende bizden baska kimse kalmamis.
Dünya nüfusu 70 milyon.
Buyrun bakalim ilk tepkiler ne olurdu dersiniz ?.....
:-))

"Ulan tam da 'Uluslararasi Iliskiler' bölümünü kazandiydik. Sansa bak!"
"Ihracatimizin düsmesi, hatta bitmesi ekonomik göstergeleri de olumsuz etkiliyor haliyle..."
"Artik turizm patlasa patlasa içimizde patlar abi!"
"Sevgili Agrili hemsehrilerim, artik dünyanin en yüksek tepesi bizim ilimizin hudutlari içinde. Hepimize kutlu olsun!!"
"Burdur olarak ülke olmak istiyoruz dersek çok mu garip karsilanir Vali Bey?..."
"Aaa! Yavru vatan da gitmis. Olsun... Bizde bu azim bu sevgi varken yine yavrulariz.. Rauf Bey bugünleri görseydi keske..."
"Bakanlar Kurulu karari ile kara sularimizi 12 bin mile çikariyoruz..."
"Türk'ün Türk'ten baska dostu yok derlerdi de...inanmazdim"
"Stratejik açidan da bi önemimiz kalmadi. Ne açidan övünücez peki biz simdi!"
"Ulan tam da NBA'da draft edildiydim. Sansa bak..."
"Aziz Bey, Rüstü yüzme biliyordu degil mi?"
"Biz demistik ama Ortega'nin futbol hayatini bitiririz diye..."
"Baskent Ankara'nin ismini de Anakara olarak degistirelim oldu olacak..."
"Ha.....tiiirr.. Seneye takima Alex'i transfer edecektik be!!"
"Apo'nun aglamasi durmak bilmiyor efendim..."
"Tayyip Bey müjde müjde! Dünyada bizdekiler disinda at kalmadi efendim..."
"Abi yemisim Halikarnas'ini, Barlar sokagini! Bodrum Helga'siz Emma'siz çekilir mi simdi yaa!"
"Kurt hikayesi artik inandirici olmaz. Tarih kitaplarinda da degisiklik yapmak lazim simdi. Yaz bakalim: Orta-Asya Denizi'nden Anadolu'ya gelirken Türkler'e bir yunus yol gösterdi..."
"Heyooo!! Dünya Cografyasi'ndan yirttik oglum! Dersler bos geçicek."
"Ah be Orhan Abi! Batsin bu dünya deyip durdun! Bilmiyo musun Türk'e bisey olmaz.. Al buyur! Kaldik bi basimiza iste!"
"Duydun mu Miralay Suphi Bey, düsmanin tamami denize dökülmüs sonunda..."
"Ben simdi nereme sokucam bu Green Card'i laann?"
"Abi Edirne'den Ardahan'a gidilir mi be? Dünyanin yolu!!!"
"Çekiliste gemiyle dünya seyahati mi kazanmisim? Gidin baskasiyla kafa bulun lan.."
"Ulan simdi isin yoksa 4 yilda bir Olimpiyat düzenle dur."
"Amma balik yeriz artik bee!!"

BAŞA DÖN

İNTERNETI TÜRKLER BULSAYDI

BILGISAYAR AÇILIŞ MESAJLARI :

- Ad Soyad girin
- Şifrenizi girin
- İkametgâh girin
- Nüfus sureti girin
- Annenizin genc kızlık soyadını girin

İNTERNETTE GIDECEĞINIZ ADRESI YAZDIKTAN SONRA EKRANA GELEN MESAJLAR :

- Emin misiniz?
- Ciddi misiniz?
- Bak son defa soruyorum!
- Günah benden gitti, bağlıyorum.

E-MAIL ALMAK ICIN YAPILMASI GEREKLI IŞLEMLER :

1. Nüfus Cüzdanı aslî ve noter tastikli fotokopisi
2. İkametgâh senedi
3. Savcılıktan iyi hâl kağıdı
4. 6 fotoğraf
5. Son 3 ay içinde alınmış isme tescilli elektrik,su,doğalgaz faturası
(ödenmiş olacak)
6. Erkek kullanıcıların Askerlikle ilişkileri olmadığına dair tecil belgesi veya teskere belgesinin Noter tasdikli sureti.
7. 18 yaşını doldurmamış kullanıcılarda velilerinin yazılı izin belgesi...


Not: İnternet e-mail kullanım depozitosu 400$ olup aylık 50 milyon kullanım ücreti alınacaktır faturasını ödemeyen abonenin e - maili kesilir.
(not: İnternet İşleri Genel Müdürlüğü, hiçbir tebligat yapmadan abonenin e-mail adresini önceden haber vermeden kapatma veya değiştirme hakkına sahiptir)

BAĞLANAMAMA MESAJLARI :

- Bu siteye giriş İnternet Yüksek Konseyi tarafindan yasaklanmıştır.
- Çocukların zihinsel gelişimini engellediğinden bir (1) gün süre ile kapatmıştır.
- Site, borcundan dolayı kapatılmıstır

BAĞLANMA MESAJLARI :

- Sitemizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz, sitemize girmekle artık sadece bizim sitemize geleceğinize ve başka hiç bir adrese gitmeyeceğinize dair bir anlaşmayı kabul etmiş oluyorsunuz. Bu durumu kabul ediyorsanız "Evet", etmiyorsanız "Evet" tuşuna basın. İhtilaf halinde İstanbul Mahkemeleri geçerli olacaktır.

HATA MESAJLARI :

- Ulaşmaya çalıştığınız bilgisayarın mahallesinde elektrikler kesik olduğundan bağlantı kurulamıyor.
- Eksik tuşa bastınız, lütfen tekrar deneyin.
- "Q" harfine bastınız, bu durumun bir yanlışlık sonucu olduğuna inanıyoruz, Bir kez daha "Q" harfine basmanız halinde bilgisayarınız takibe alınacaktır.
- Hatasız bilgisayar olmaz.
- Kime şikayet ederseniz edin.

BAŞA DÖN

BİR MİSYONERİN GÜNLÜĞÜ

8 Temmuz
İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım; "Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir" filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır.

9 Temmuz
Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile. Adam parkta öylece oturuyordu. Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden
simitçi, sonradan o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle şeyler.

11 Temmuz
Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor. Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada. Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim.
"Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım. Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile verdi. O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.

21 Temmuz
Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten. Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın altıncı katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de
ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da geleceğim.

2 Ağustos
Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz "İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı. Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!

12 Ağustos
Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam?

6 Eylül
Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda. Tuvaletleri pek temiz
değil ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!

16 Eylül
"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim. Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca"Hadi camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum. "Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.

1 Ekim
Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,Müslüman yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim."Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu' ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal." diye kovdu beni. Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecit'in evine taşınıyorum. Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!

6 Kasım
Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi,"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.

9 Kasım
Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum. Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz. Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.

21 Kasım
Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı sağ olsun. Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti.
Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler." dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor gerzek.

Halbuki ben...

28 Kasım
Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor. Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden vize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki.

19 Aralık
Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda. Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern bir duruşu var gibi sanki; hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde bir dayılanma.
Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra çıkıyor: "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar". Yayıncım, "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.
"HAMD OLSUN"

BAŞA DÖN

BİR KAZ GÖNDERSEM YOLARMISIN ?

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.
Yanına başvezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyarı selamlamış:
"Selamünaleyküm ey pir'i fani..."
"Aleykümselam ey serdar'ı cihan...
Padişah sormuş:
"Altılarda ne yaptın?"
"Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor..."
Padişah gene sormuş:
"Geceleri kalkmadın mı?"
"Kalktık... Lakin, ellere yaradı..."
Padişah gülmüş:
"Bir kaz göndersem yolar mısın?"
"Hem de ciyaklatmadan..."

Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar.
Padişahbaş vezire dönmüş:
"Ne konuştuğumuzu anladın mı?"
"Hayır padişahım..."
Padişah sinirlenmiş:
"Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım."
Korkuya kapılan baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş.
Bakmış adam hala orada çalışıyor.
"Ne konuştunuz siz padişahla..."
Adam, baş veziri şöyle bir süzmüş:
"Kusura bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim."
Başvezir, yüz altın vermiş.
"Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu."
"Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü padişahtan başkası giyemezdi."
Vezir kafasını kaşımış.
"Peki, altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek?..."
Adam, bu soruya cevap vermek için de bir yüz altın daha almış.
"Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadın mı ki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz dedim."
Vezir bir soru daha sormuş...
"Geceleri kalkmadın mı ne demek?"
Adam bir yüz altın daha almış.
"Çocukların yok mu diye sordu... Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim..."
Vezir gene kafasını sallamış.
"Bir de kaz göndersem yolar mısın", dedi, o ne demek..."
Adam gülmüş. "Onu da sen bul..."

BAŞA DÖN

TÜRK DIŞ POLİTİKASI ...

Farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, şehir merkezinde bir cafeye gitmişler ve birer kola ısmarlamışlar. Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu görmüşler:

İngiliz yeni bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İsveçli ayni bardakta yeni bir kola istemiş.

Finlandiyalı sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
Rus kolayı sinekle birlikte içmiş.

Çinli sineği yemiş, kolayı içmemiş.
Yahudi sineği yakalayıp Çinli'ye satmış.

Yunanlı kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
Norveçli kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.

İrlandalı sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngilize içirmiş.
Amerikalı cafeye tazminat davası açmış ve 10 milyon dolar kazanmış.

Türk ise olayı şiddetle kınamış.

BAŞA DÖN

 

Bağlantılar - Links

Emekli Prof.Dr. Tahsin Tokmanoğlu

Sahibinden Satılık

SATILIK 2.EL

Voit AT-100 Manyetik Dikey Kondisyon Bisikleti

 

 

 

Sahibinden Satılık

SATILIK 2.EL

 

Free Dreamweaver Templates | Cheap Web Hosting | Car Insurance Quotes